|
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
GÖVDE YA DA DEĞER ADAMI OLMAK!
Bu ülkenin bir zamanlar “Bir hilal uğruna” batmaya hazır
güneşleri vardı; bugün AB uğruna her şeyini satmaya hazırları var. Kıbrıs
denildiğinde kısa bir süre önce bu ülkede akan sular dururdu; insanlar “Kıbrıs
bizim canımız, feda olsun kanımız” diye slogan atarlardı. Şimdilerde ise
Türkiye’de son mücahit kahraman Denktaş’ı “ülkene git” diye tersleyen yetkililer
var. Bu ülkenin “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen liderleri vardı. Bugün
“küresel dünyada bağımsızlık eski bir hikâyedir. AB var ya!” diyen yurdumun
insanları var. Türkiye’nin bir zamanlar İmam ve Hatip denilince mangalda kül
bırakmayanları vardı; şimdilerde Papa’dan yardım dilenenleri oldu. Daha da
vahimi bu ülkenin şafağını kurtaran Atatürk’ün resimlerine bile ülkenin
sokaklarını çok gören sözüm ona demokrat (!) bilim adamları çıktı.
Bütün olan biten Türkiye’de hiçbir şeyin artık eskisi gibi
olmadığını göstermektedir. Olanı biteni layıkıyla okuyabilmek için her şeyden
önce şu soruyu kendi kendimize sorup cevabını da bulmak zorundayız!
Bu ülke kişisel çıkar uğruna toprağından, bayrağından ve
özgürlüğünden bir kalemde vaz geçmeye hazır bunca insanı nasıl yetiştirmiştir?
İçinden çıktığı milleti ve tarihini aşağılayarak yükselmeye çalışan insan, hangi
şartların ürünüdür?
Bu soruya; küresel çağın ürettiği adamın ideolojisini
anlamadan verilecek cevap eksik olacaktır.
Küresel çağ, bilindiği gibi gövdesi için düşünen adamın
çağıdır. Küresel adam beslendiği ölçüde besleyen adam olup; onun için nesneler
arası ilişkiler; insanlar arası ilişkilerden çok daha önemlidir. Bu adam yaşamın
anlamını, giydiğine ve yediğine bağlayan; kendisini, ne yiyorsa ya da ne
giyiyorsa yalnızca onunla tarif eden adamdır. Böyle bir adam için millete,
tarihe ve topluma aidiyet duymak ancak eski bir ayrıntı derecesinde önemlidir.
Varlığını gövdesine bağlayan adamlarda klasik aile, vatan ve
inanç değeri olmaz. Gövde adamları; millete, tarihe ve toprağa değil; şirkete,
zevke, ihtiyaçlara ve markalara bağlıdır. Eylemlerinde mala duyulan bağlılık
dine duyulanla; topluma duyulan aidiyet de markaya duyulanla yer değiştirmiştir.
Midem için iyi olan ülkem ve inançlarım için de iyidir, anlayışı egemen davranış
biçimidir. Onlar vatanını, toprağını, özgürlüğünü hatta namusunu dahi kıskanmak
için bir neden görmezler. Aslında onlarda bu tür duygular da gelişmemiştir.
Zihin ve değer onlarda büyük ölçüde güdü ve çıkarla yer değiştirmiştir.
İddiaları, idealleri ve sıkı sıkıya bağlandıkları değerleri
de yoktur. Her yana meyilli ve her şeye açıktırlar. Esnektirler, amorfturlar ve
nihayet fırsatçıdırlar.
Böyle bireylerin egemen olduğu toplumda tüketici demokrasisi siyasal
demokrasiden; tüketmek de yönetmekten çok daha önemlidir. “Sınırları kaldırılmış
bir dünyanın evrimi” , “yeni bir tür bayrak” , “Dünya çapında bağlılık sağlamak
için, ulusal kişilikleri aşmak” onların yeni ideolojisidir. Bu durum onların
niçin yar ile ağyar arasında tercih yapamaz hale geldiklerini de gösterir.
Onlar gerçekte düşündüğü şeyleri değiştirmemiş ondan çok daha
tehlikeli olanı, o şeyi düşünmesini sağlayan temel nedeni değiştirmişlerdir.
Bilindiği gibi insanların doğruları veya yanlışlarını belirlemekte kullandıkları
filtrelerini değiştirmeden sömürülecek kıvama gelmeleri söz konusu olmaz.
Onlar mallara getirilen standartlar gibi kanaatlerine de
endekslendikleri çıkarlara bağlı standartların getirilmesine ses çıkarmazlar.
Kanaatlerinin ya da inançlarının moral ve mana eksenli olmaması, onlar için çok
da önemli değildir. Piyasaya kanaat getirecek yerde kanaatlerini piyasaya
sürerler. Böyle bir piyasada tepkilerin hem kontrolü hem de tek düze hale
getirilmesi mümkün olur.
Gövdesini küreselleştirmiş adamdan ahlaki ve milli davranış
beklenemez. Değerlerin ancak değerliler için bir anlamı olduğu unutulmamalıdır.
Sorun gövde ya da değer adamı olmakla ilgilidir.
Özcan Yeniçeri
Yeniçağ Gazetesi, 27.122007
GERİ
|